23 Ağustos 2013 Cuma

Didem Yaylalı - 22.08.2013

Didem Yaylalı, hakim adayı bir meslektaşımızdı. 

22 Ağustos 2013 tarihinde, tatil için geldiği Fethiye'de, otel odasında ölü bulundu. Ölüm sebebi, kullanmakta olduğu antidepresanların alkol ile karıştırarak intihar olarak belirlendi. 

Didem, atama bekleyen bir hakim adayıydı; ancak HSYK tarafından hakimlik mesleğine kabul edilmedi. Stajının ilk 4 ayını İncek'teki Türkiye Adalet Akademisi'nde tamamlamış, daha sonra stajının geri kalanını tamamlamak için Ankara Adliyesi'nde göreve başlamıştı. Atanmasına 1 hafta kala, önceden sunmuş olduğu sağlık raporunda doktor imzası bulunmadığı için "eksik imzalı belge sunmaktan" dolayı disiplin cezası aldı. HSYK, bu sebepten dolayı, sınavda ve mülakatlarda başarılı olmuş, stajını tamamlamış bir hakim adayının hakim olamayacağına karar verdi. Didem, HSYK Genel Kurulu'na itiraz etti ve kararın iptali için idare mahkemesinde dava açtı. HSYK Genel Kurulu, mahkemenin kararını beklemeden itirazı reddetti. Bu karar üzerine Didem'in hakim olma umutları yok oldu ve Didem avukatlık stajını başlattı. Daha sonra tek başına, tatil yapmak için Fethiye'ye gittiğinde otel odasında ölü bulundu.

Dönem arkadaşları, staj yaptığı dönemde Didem'in tayt giydiği ve ara sıra alkol aldığı için uyarı aldığını anlattılar. Didem'in, bu durumla ilgili, kendisi ile benzer şeyler yaşamış bir diğer hakim adayı Tolga Onur'a attığı mesaj:

Merhaba Tolga, ben 12. dönemden hakim adayıyım. Yaşadığın sürecin aynısını yaşıyorum. Son akademideyken haberim olmaksızın soruşturma geçiriyormuşum. Aylarca her şeyim araştırılmış. Eksik aranmış. Nisan ayında akademiye sunduğum bir sevk kağıdında eksiklik bulunmuş, doktor imza atmayı unutmuş. Aylar sonra Temmuz ayında mesleğe kabulden bir hafta önce idareye yalan beyanda bulunmaktan disiplin cezası aldım. Mesleğe kabul edilmedim. HSYK sürecinde aynı şeyleri yaşadım, 'alkol problemin mi var', 'hayatınla ilgili bir problem mi var' diye sorular, aşağılamalar… Kendi dönem arkadaşlarım arasında hakkımda asılsız dönen dedikodular… Her neyse şu an genel kurul aşamasındayım ve senin durumundan farklı bir karar çıkmayacak benimki de..Yaşadığın şeyleri çok iyi anlıyorum bizzat ben de yaşıyorum.. O yüzden yazmak istedim… İkimize de geçmiş olsun. 
Şu an tabancadaki son kurşunu atıyorum.Genel kurulda olumlu karar çıksa bile istifa edeceğim ve yaşadıklarımı anlatacağım herkese senin gibi ama şimdi annem babam için ailem için aklanmak istiyorum. Mesleğe devam etmek için değil, kendimi aklamak için genel kurulda olumlu oy çıksın istiyorum... O zamana kadar sessiz kalıyorum bu yüzden. HSYK üyelerinden biri yakın arkadaşımın amcası ve adam benim için 'disiplin cezası neyse de alkol problemi var o kızın' demiş. Üstü kapalı üyelerin söylediğinden anladığım akademideyken biri benim alkol kullandığımı söylemiş ve soruşturma bu yüzden açılmış. Daha bir sürü böyle şey işte."
Tolga Onur'un, bu konu ile ilgili diğer anlattıkları şu şekilde:

Bu süreç şöyle işliyor: Önceden hakkında sürekli takibat yapıyorlar, eksik bulmak için uğraşıyorlar. Bir gerekçe bulmak istiyorlar. Bunun nedeni de bir korku atmosferi yaratmak. Sizin bir tarafta olmanıza gerek yok. Onlardan olmadığınız yönünde bir istihbarat gitmesi yeterli. Didem'in de dosyalarını araştırıyorlar ve aylar öncesine ait bir raporunu buluyorlar. Zatürre olmuş, hastaneye gitmiş. Yalnız raporda hastanenin kaşesi ve giriş kaydı var ama doktor imza atmayı unutmuş. Sırf bu yüzden, "yanıltıcı belge sunduğu" gerekçesiyle kademe ilerlemesinin durdurulması cezası verdiler. HSYK 3. Dairesi de bu cezaya dayanarak mesleğe kabul edilmemesine karar verdi, kuradan bir hafta önce.
Bir HSYK üyesi, Didem'e "Konservatif olacaksınız" demiş. Didem anlamayınca "Muhafazakar olacaksın. Hakim dediğin tayt giymez" demiş. Didem çok şaşırmış, çünkü sadece hafta sonu tayt giyinmiş. Bir başka HSYK üyesi de, "Zatürre olmanda alkol almanın etkisi var mı? Özel hayatında bir sorun mu var?" demiş. 
Ne ben ne Didem, çok alkol kullanmayız. Ayda yılda bir tane bira, bir tane şarap içmişizdir. Ama akademide bütün hayat tarzına karışırlar. İzleyeceğiniz kanallara kadar söylüyorlar. 
Biz HSYK önünde 'duran adam" eylemi yapmayı düşündük ama yapamadık. Didem'in maruz kaldığı şey aynı zamanda bir cinsiyet ayrımcılığıydı. Ben erkek olduğum için dayandım. Ağladığım da oldu çok ama Didem hiç ağlamadı. Ama bir insan hakkında soruşturma başlayınca hakkındaki dedikoduların öne arkası kesilmiyor. Didem de böyle dedikodular duymuştur. Benim karaciğerimde sorun var pek kulanmıyorum ama alkolik denildi. 
Didem'le ölmeden önce 3 gün görüştük. İçimimizdeki en hayat dolu insandı. Didem, kendi hayatını adaletsizliğe verdi. Adalet için bunu yapmıştır, güçsüz olduğu cümlesini Didem'e yakıştırmıyorum. 
Biz apartmanda görevli olsaydık işe iadesi açardık. Ama HSYK kararlarına karşı yargı yolu kapalı. Hiçbir memuriyette bu kadar kolay atılma yok. 
 Didem'in bir diğer arkadaşı ise, Didem'in mesleğe alınmadığını kura esnasında öğrendiğini belirtiyor:
kendisi benim dönem arkadaşım idi. zamanında yapılacak olan kura töreni öncesi cübbelerin dağıtılması için kurul binasına gitmişken tesadüfen benden sonra cübbe almak için gelen ve görevlinin 'listede adınız bulunmuyor hakim hanım' dediği kişi de kendisi idi. bu acı hatırayı bende katmerleyen ve sanırım sonsuza kadar unutmamamı sağlayan da bu haber oldu. allah rahmet eylesin, öncelikle ailesine ve sevenlerine sabır versin.''
yani didem'e mesleğe kabul edilmediği önceden söylenmemiş kura heyecanıyla sabah kalkmış, ailesiyle kahvaltısını yapmış, en sevdiği takım elbisesini giymiş, ailesiyle kuranın yapılacağı salona gelmiş, adet olduğu üzere salonda hakim savcı adalarına dağıtılan cübbelerden almak için sıraya girmiş ama sıra kendisine geldiğinde müstahdem yada bakanlıkta ki düz bir memur liste de adınız yok demiş ve bunu herkes duymuş. 
kendimi o halde düşünemiyorum intihar etmezdim belki ama pisikolojik olarak çökerdim kura töreni hakim savcılar için en heyecanlı en mutlu andır, doğuda yüksekova'yı beytüşşebap'ı da çeksen hep gülümseyerek hatırlarsın bu anı, artık kendi kuramı hatırladıkça didem geliyor aklıma.
kendimi o halde düşünemiyorum intihar etmezdim belki ama psikolojik olarak çökerdim kura töreni hakim savcılar için en heyecanlı en mutlu andır, doğuda yüksekova'yı beytüşşebap'ı da çeksen hep gülümseyerek hatırlarsın bu anı, artık kendi kuramı hatırladıkça didem geliyor aklıma.

Didem'in babası Yaşar Yaylalı'nın konuyla ilgili anlattıkları şu şekilde:

Kızım bir buçuk yıldır atama bekliyordu. Kızım bronşit tedavisi gördüğünden dolayı 15 gün içinde 3–4 kez viziteye çıkmış, bu nedenden dolayı niçin fazla hasta oluyorsun denilerek kendisine devamsızlık nedeniyle akademi tarafından soruşturma açıldı ve disiplin cezası verildi. Disiplin cezası olarak ise 225 lira maaş cezası kesildi 
Kızım artık bu mesleği yapmak istemiyordu. Bursa'ya gelecekti. Bana son zamanlarda hakkımı sonuna kadar arayacağım. Onlar benim Gururumu haysiyetimi yok ettiler. Atamam yapılsın bir gün çalışıp istifa edeceğim” diyordu 
Kızının gerçekleşmeyen ataması nedeniyle son zamanlarda doktor kontrolünde hafif dozda anti depresan ilaçlar kullandığını da belirten Yaşar Yaylalı, "26 yaşındaki bir kızın bu kadar ağır bir süreci atlatması kolay değildi" dedi. Bir gazetecinin Didem Yaylalı’nın arkadaşlarının sosyal medyada 'dar pantolon giydiği ve başı açık olduğu için intihar etti' yorumlarına ise Yaşar Yaylalı, "Bu konu hakkında bilgim yok. Ancak yorum yapmamı istiyorsanız doğrudur” diye cevap verdi.

Son olarak, bir hatıra niteliğinde, Didem tarafından adalet.org'da yapılmış muhtelif yorumlar:

GEZİ EYLEMLERİ: Bu akşam Bestekar Sokak'ta insanlar pasif haldeydi, bir tek provokasyon yoktu. Herkes demokratik hakkını kullanıyordu. Toma birden girdi, direk hedef alıp gaz bombası attı, apartmanın içine gaz bombası attı, birden çok vatandaşın evine gaz bombası attı, insanları hedef alıp plastik mermi sıktı...İnsan canı kamu malından sayılmadığı için değersiz galiba.  
HAKİMİN ÜSTÜNÜN ARANMASI: Polisin kaba tavrı tabi ki eleştirilmeli, ancak polisin bu tutumunun hakime yönelik olması ile vatandaşa yönelik olması arasında bir fark yok sanıyorum. Zira havaalanındaki hakim normal bir vatandaştır. Mesleki saygınlığı korumak, xray cihazı uyarı vermesine rağmen uçağa binmekte ısrar etmek olmasa gerek. 
HRANT DİNK CİNAYETİ: Medyanın ürettiği nefret söyleminin hedef haline getirmede ne derece etkili olduğunu yaşadık. Nefret suçları yasasının ve nefret söylemine ilişkin kapsamlı düzenlemenin gerekliliğini gördük. Ders aldık mı bilinmez.Umarım nefret suçları ve nefret söylemine ilişkin yasa bir an önce düzenlenir. 
İDAM CEZASI: İdam cezası teorik olarak ceza bile değildir. Wittgenstein başyapıtı Tractatus'ta 'Ölüm bir yaşam olayı değildir. Ölüm yaşanmaz' der. İdam cezası cezanın öznesi olan suçluyu ortadan kaldırarak, cezanın çekilebilme sürecini yok eder. Aç bırakma, asarak infaz, kurşuna dizerek infaz, ateş açarak infaz, boğazlayarak infaz, çarmıha germe, ezerek infaz, elektrikli sandalye ile infaz, gaz odaları, giyotin ile baş kesme, kılıçla infaz, öldürücü iğne ile infaz, recm...Hangisini seçelim, en çok hangisi intikam duygusundan kurtarır bizi? 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder